Hizmetler
Panik Ataklar
5 years, 9 months ago Posted in: Hizmetler 0
Panik Ataklar

Panik Bozukluk Nedir? Agorafobi Nedir?

Panik atakları; nefes almada güçlük, boğuluyormuş hissi, çarpıntı, göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi, başdönmesi, uyuşma-karıncalanma, titreme, terleme, ateş basması, bulantı ya da karın ağrısı gibi bedensel belirtilerin yaşandığı ve ölüm korkusu, çıldırma ya da kontrolü kaybetme korkusunun yaşandığı bir durumdur.  Kişi bu dehşet verici durumu yaşamaya başladığında aklından geçenler bunun bir panik bozukluğuna dönüşüp dönüşmeyeceğini belirler. Kişide panik atağından sonra “tekrar panik atağı yaşar mıyım” korkusu başlamışsa, artık bu durum artık PANİK BOZUKLUĞU haline gelmiştir.

Her yıl insanların  üçte biri panik nöbeti yaşamaktadır. Oysa bu insanların ancak otuzda birinde panik bozukluk gelişmektedir.  Panik atağı geçiren kişilerin çoğu geçirdikleri nöbeti tehlikeli olarak yorumlamazlar, bu nöbet üzerine “felaket senaryoları” kurmazlar, yaşamış oldukları sıkıntıyı gündelik olaylara bağlarlar: örneğin “çok kahve içtim, çarpıntı yaptı”, “gece iyi uyuyamadım nefesim kesildi”, “hava çok sıcaktı, herhalde tansiyonum düştü, o yüzden elim ayağım uyuştu” vb.  Ancak, kişi geçirmiş olduğu nöbetin çok önemli bir duruma işaret ettiğini düşünürse panik atağını zihninden atamaz. Görüldüğü gibi yaşanan panik atağının bir panik bozukluğa dönüşüp dönüşmeyeceği kişinin olayı nasıl değerlendirdiğine bağlıdır.

Başlangıçta panik atakları stresli bir olay tarafından tetiklenebilir. Örneğin evden ayrılmak, evlilikveya ilişki sorunları, ameliyat, hastalık, yeni sorumluluklar almak hatta evlenmek ve çocuk sahibi olmak bile pek çok kişi için stres yaratan durumlardır. Bu tür stresli durumlar sırasında kişinin vücudu da bazen sinyaller vermeye başlar. Yaşanan fiziksel duyumlar (zor nefes alma, terleme, çarpıntı, baş dönmesi…) felaketleştirilerek bir tehlikeymiş gibi algılanarak yanlış yorumlanır: “Bana kötü birşeyler oluyor, fenalaşıyorum!”. Örneğin kişi kalp atım hızındaki artışa odaklanır ve kalp krizi geçirdiği sonucunu çıkararır.

Sonuç olarak kişi yaşadığı bedensel duyumlarına aşırı biçimde odaklanır. Bu durum “tetikte olmak” olarak tanımlanır. Her an bedensel duyumlarına odaklanmış olarak yaşayan kişi kendisinde daha fazla bedensel belirti bulmaya başlar. Bu durum köpekten korkan birisinin her tarafta köpeklere dikkat etmesine, her köşe başında bir köpekle karşılacakmış gibi tetikte olmasına benzer.

Vücuduna odaklanmış kişi ortaya çıkan belirtilerle ilgili daha fazla “felaket yorumları” yapmaya başlar. Aslında ortada fiziksel bir hastalık olmadığı halde beyni, sanki bir tehlike varmış gibi “yanlış alarm” verir. Tetikte yaşama hali ve bedensel belirtilerin yanlış yorumlanması nedeniyle tam panik nöbetleri yaşanmaya ve tekrarlamaya başlar.

Panik  bozukluk dışında diğer ruhsal hastalıklarda da panik ataklar görülebilir. Örneğin depresyon yaşayan bir hasta da yaşadığı sıkıntı nöbetlerini panik atak gibi hissedebilir. Fakat, panik bozukluğunda görülen atakların özelliği “kendiliğinden ve beklenmedik” olmalarıdır.

Beklenti anksiyetesi ve agorafobik kaçınma: KORKUDAN KORKMAK

Tekrarlayan ve beklenmedik panik ataklar yaşayan birey giderek “yeni bir atak yaşar mıyım?”,  “her an nöbet geçirebilirim” şeklinde endişeler yaşamaya başlar. Buna “beklenti anksiyetesi” veya “endişeli beklenti” denir. Bu durum, panik nöbetlerinin devam edeceği korkusu olarak da tanımlanabilir.

Kişi, gün geçtikçe yaşayacağını düşündüğü panik atağın sonuçlarından korku duymaya başlar. Bu endişe ve korkular nedeniyle kişinin davranışlarında değişiklikler oluşur. Panik yaşayabileceği veya panik yaşadığında kaçmasının veya yardım almasının zor olabileceği ortamlarda bulunmamaya çalışır. Örneğin, kalabalıkta bulunmak, tren/otobüs/uçakla seyahat etmek, yanlız kalmak, tünellerden geçmek, kapalı ve basık yerlerde bulunmak, açık alanlarda yürümek, asansöre binmekten kaçınırlar. Davranışlarında meydana gelen bu değişiklik agarofobik kaçınma olarak tanımlanmaktadır.

Kaçınma davranışını ve davranış değişikliklerini şöyle tanımlayabiliriz: Kişi panik atak yaşaması durumunda gerekebilecek bir takım güvenlik tedbirleri alır. Yanlız evde kalmamak, kalabalık yerlerde yanlız bulunmamak, kaygı duyduğu ortamlarda  yanında güvenli hissettiği bir “güvenlik kişisi” eşliğinde bulunmak, sinema-tiyatro gibi ortamlarda çıkışa yakın oturmak, olası panik atağın belirtilerini kontrol altına alabilmek için yanında sürekli sakinleştirici ilaçlar bulundurmak…vb.

Kişinin başvurduğu güvenlik davranışlarına rağmen panik nöbet geçireceğine dair korkusu devam ettiğinden hayatının belli alanlarında kendini kısıtlamaya başlar ve hayatında önemli kayıplara yol açar: Örneğin, toplu taşıma araçlarına binemediği için işine gidemez, kapalı ortamlarda bulunamadığı için hem sosyal hem mesleki işleyişinde bozulmalar olur, eskiden zevk aldığı sosyal etkinlikleri yapmaktan kaçınır, sosyal ilşkileri giderek zayıflar evde yanlız kalamaz, seyahat edemez, sürekli kendisine birinin eşlik etmesine ihtiyaç duyabilir. Hayatındaki kısıtlamalar ve kontrolü kaybettiği duygusu yüzünden kişide depresif belirtiler de gelişebilir. Bununla birlikte kişinin sıkıntısını yatıştırabilmek için aldığı bazı ilaçlar veya alkol kullanımı da bağımlılık gibi ek sorunlar yaratabilir.

Nedenleri nelerdir?

Endişe ya da korku insanların hayatta kalması için gereken temel duygulardandır. Doğada savunmasız olan bir insan için vahşi yaşam pek çok tehlikeler içermektedir. Vahşi yaşamda hayatlarını sürdürmek zorunda olan ilkel atalarımız bu tehlikelere karşı sürekli tetikte olmak zorundaydı.  Örneğin; açık alanda olmak kişiyi yırtıcı ve vahşi hayvanlara karşı savunmasız bırakabilir, yüksek alanlar tehlikelidir, herkese açık alanlar düşmanlarla karşılaşma riskinin de yüksek olduğu durumlardır. Bu gibi durumlar “tehlike” sinyali veren durumlardır ve organizma bu durumlara maruz kaldığında korku duygusunun yanı sıra bedensel bir yanıt da oluşur. Bu “savaşmak”  veya “kaçmak” için kişiyi hazırlayan normal ve koruyucu bedensel yanıttır. Panik bozukluk veya agarofobideki korkuların birçoğu da ilkel atalarımızdan bize kalan bu içgüdüsel korkuların benzeridir.

Aradan geçen binlerce yıldan sonra bu durumlar artık günümüzde bir tehlike oluşturmazlar ve bu durumlarda hissedilen korku ve tehlike algısı artık uyum sağlayıcı ve kişiyi korumaya yönelik bir iş de görmez. Bu atakları yanlış zamanda ve yanlış yerde ortaya çıkan “yanlış alarm” olarak tanımlamak da mümkündür.

Tehlike karşısında herkeste korku, kalp atışlarında hızlanma (çarpıntı), hızlı nefes alıp verme, titreme, terleme, kulak çınlaması, “dizlerinin bağında çözülme” olarak tanımlanan “yıkılacak gibi” hissetme benzeri belirtiler ortaya çıkar. Fakat, tehlikeli ortamda bulunan kişiler o anda karşılaştıkları tehlikeye odaklanırlar ve vücutlarında meydana gelen bu değişiklikleri fark etmezler. Bu belirtilerin ancak tehlike geçtikten sonra farkına varırlar.

Yanlış alarm reaksiyonu olan panik atağının öncesinde ise kişinin vücudunda belli belirsiz bir belirti vardır (örn. çarpıntı veya nefes sıkışması). Bu belirti günlük her hangi bir olaya bağlı olabilir. Ancak kişi bu belirtiyi çok fazla dikkate alır ve olağan beden duyumlarını yanlış yorumlar ve  “şu anda bedenimde yanlış giden bir şeyler var”düşüncesiyle var olan beden duyumlarına daha da fazla odaklanır. Bu durumda bedensel belirtilerin daha şiddetli biçimde algılanır. “kalp krizi geçiriyorum” “boğuluyorum, nefes alamayacağım” öleceğim”, kontrolü kaybediyorum”, “çıldırıyorum” gibi düşünceler nedeniyle durum felaketleştirilir. Ortaya çıkan nöbet panik nöbet olarak tanımlanır. Kişi için dışarıda bir tehlike yoktur, tehlike artık kendi vücududur.

Araştırmalarda panik bozukluk ve agorafobinin genetik nedenleri olduğuna dair kanıtlar gösterilmeye başlandıysa da bu bozukluk tamamen kalıtsal değildir. Kişi, bedensel duyumların önemini çocukluk döneminde öğrenir. Çocuğun veya gencin yetiştirilme tarzı, başından geçen olaylar, kendisinde veya başka kişilerde gördüğü sağlıkla ilgili kaygılar kişinin zihnini hiç farkında olmadan şekillendirir. Kişinin stresli bir dönemden geçerken daha kırılgandır ve olayları daha olumsuz yorumlar. Bu dönemlerde ortaya çıkan hafif bedensel belirtiler kişinin farkında olmadan hatalı değerlendirmesi sonucu tehlikeli olarak yorumlanır. Bu hatalı yorumlama panik atağına kadar ilerleyebilir. Görüldüğü gibi kişinin hem genetik yapısı hem de bazı davranış özellikleri kimlerin panik bozukluk hastası olacağını belirlemektedir.

PB ve agorafobi için tedavi seçenekleri nelerdir?

Antidepresan ilaçlar sıklıkla tedavi için kullanılmaktadır. Ek olarak beta-blokerler ve sınırlı bir süre için benzodiyozepin türü ilaçlar tedaviye eklenebilir. Bu ilaçlar aşırı uyarılmışlık belirtileri ve panik nöbetlere iyi gelebilir, fakat kaçınma davranışı ve agorafobi için aynı düzeyde etki gösteremeyebilirler. Tek başına ilaç kullanımında karşılaşılan diğer bir sorun ise uygun ilaç tedavisi uygun süre kulanılarak sonlandırılsa bile panik atakların tekrarlama özelliğinin olmasıdır. Bu nedenle hem tekrarlamayı önleme hem de agorafobinin etkin biçimde tedavi edilebilmesi için ilaç tedavisine bilişsel davranışçı terapinin de eklenmesi uygun bir seçenektir.

PB ve agarofobinin tedavisinde bilişsel davranışçı terapiler ne kadar etkilidir?

Hiç kimse genetik yapısını değiştiremez, ancak zihninin çalışma şeklini değiştirmesi mümkündür. Bilişsel davranışçı tedavilerle kişinin zihin yapısının değiştirilmesi hedeflenir. Seanslar sırasında ve verilen ödevlerle kişi “korkudan korkmamayı”, bedensel belirtilerin anlamını, panik atağının aslında korkulacak bir şey olmadığını öğrenir. Kişi panik atağından korkmamyı öğrendiğinde artık panik atağı önemsiz hale gelir ve panik ataklarının şiddeti, süresi ve sayısı giderek azalır. Yapılan bir çok bilimsel çalışmada panik bozukluk ve agorafobini tedavisinde tek başına veya ilaçlarla birlikte bilişsel davranışçı terapinin en az ilaçlar kadar etkili olduğunu gösterilmiştir.

Bilişsel davranışçı terapinin ilaç tedavisine üstünlüğü var mıdır?

İlaçlar panik belirtilerini ve beklenti anksiyetesini önemli ölçüde azaltsa bile kişiye panik atak ve eşlik eden kaygı ile nasıl baş edilebileceği hakkında bir beceri kazandıramamaktadır ve kaçınma davranışı üzerine etkileri de sınırlıdır. Belirtilen durumlarda bilşsel davranışçı terapi ilaca göre çok daha üstün bir etki sağlamaktadır.

Bunlara ek olarak bilişsel davranışçı terapi ile düzelen hastaların ileride hastalıklarının tekrarlama riski tek başına ilaç ile tedavi edilmiş hastalara göre çok daha azdır. Ayrıca ilaçların etki göstermesi için gereken sürlerden çok daha hızlı ve kalıcı bir şekilde tedavi imkanı da sunmaktadır.

Leave a Reply