Latest Posts
5 years, 9 months ago Posted in: Bilgilendirme, son yazılar 0
Obsesif Kompulsif Bozukluk

Obsesif kompulsif bozukluk takıntı hastalığı olarak da bilinir. her 10 kişiden dokuzunda obsesyon olarak tanımlanan düşünceler bulunmaktadır. Buna karşılık her 100 kişiden ancak birinde bu durum bir rahatsızlık haline gelir.

Obsesyon nedir?

Obsesyonun Türkçe’deki karşılığı saplantıdır. Saplantılar kişiye çoğu kez saçma görünür ve rahatsızlık vericidir. Bu nedenle kişi bu düşünceleri zihninden uzaklaştırmaya çalışır. Ancak, bu düşünceler kişinin aklına kendiliğinden gelmektedir ve kişi bu düşünceleri zihninden atmaya çalıştıkça bu düşünceler güçlenir, daha dirençli hale gelir. Psikiyatri dili ile saplantı kısaca şöyle tanımlanabilir: Kişiye saçma gelen ve rahatsızlık veren (benliğe yabancı), kişinin aklına kendiliğinden ve zorlayıcı bir biçimde gelen (intruzif), bilinçli çabayla uzaklaştırılamayan tekrarlayıcı düşüncelerdir. En sık görülen obsesyon türleri kirlenme – mikrop kapma – hastalık bulaşması veya bulaştırma, şüpheye düşme (ışıkları söndürdüm mü, ütünün fişini çektim mi?), düzen – simetri – sıra (renk, boy veya harf sırasına göre), saldırganlık (çocuğuma zarar verir miyim?) ve cinsel (acaba ben eşcinsel miyim?) içerikli olanlardır.

Kompulsiyon nedir?

Kompulsiyonun Türkçe’deki karşılığı zorlantıdır. Zorlantılar,  saplantılı düşünceye karşılık kendini rahatlatma çabası olarak özetlenebilir. Kişi saplantılı bir düşünceden rahatsızlık duyduğunda bu düşünceyi etkisiz kılmak için yapılan eylemlerdir. Obsesyon örneklerine göre karşılıkları şu şekilde olabilir: kirlenme – mikrop kapma – hastalık bulaşması veya bulaştırmaya karşılık temizlenme (dakikalarca el yıkama) veya kaçınma (kapı kollarına veya paraya dokunmama); şüpheye düşmeye karşılık kontrol etme (tekrar tekrar eve dönüp ışıkları veya kapı kilidini kontrol etme); düzen – simetri – sıra saplantılarına karşılık düzenleme veya sıraya koyma; saldırganlık ve cinsel içerikli obsesyonlara karşılık zihinsel analiz (ben öyle şey yapmam, çocuğumu çok seviyorum, erkek olduğuma eminim vb.). Bu örnekler kişiden kişiye çok büyük farklılıklar göstermektedir. Başka bir deyişle “obsesyonun hayal gücü sınırsızdır”.

 


5 years, 9 months ago Posted in: Bilgilendirme 0
Depresyon

Depresyon:

Çökkünlük ya da bunalım olarak da ifade edilmektedir. Depresyon tanımı geniş olarak kullanıldığında moral bozukluğu, karamsarlık, hüzünlü ve kederli hissetme hali ile genel bir isteksizlik ve yaşama karşı ilgi kaybından söz edilmektedir. Moral bozukluğu ve isteksizlik olarak özetlenebilecek bu belirtilere ek olarak uyku ve iştahtaki değişiklikler, gerginlik ve tahammülsüzlük, zihinsel yavaşlama, halsizlik ve çabuk yorulma, dalgınlık ve unutkanlık, kendine güvende azalma ve ölüm düşünceleri görülebilmektedir. Daha dar tanımıyla kendine güvendeki azalmanın belirleyici olduğu, kişinin kendine güveninin normal olduğu durumlarda depresyon tanısına daha temkinli yaklaşmanın gerekli olduğu da söylenmektedir.

Depresyonun geniş tanımı kullanıldığında her 5 kişiden birisinin hayatında en az bir kez depresyon geçirdiği veya geçireceği bulunmuştur. Depresyon riski kadınlarda daha yüksektir ve her 4 kadından birisinin depresyon riski altında olduğu kabul edilmektedir. Kadınların depresyon risklerinin daha yüksek olmasının çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Örneğin, kadınlar ilişkilerinde daha kırılgan bir yapıya sahiptir ve duygusal dalgalanmaları daha derin yaşarlar. Erkeklerden farklı olarak kadınlar hormon dalgalanmalarına da maruz kalmaktadır. Gerek aylık adet döngülerinde, gerek gebelik ve doğum sonrası dönemde, gerekse menapoz ile birlikte kadınların cinsiyet hormonlarında ciddi değişiklikler meydana gelmektedir. Bu değişiklikler kadınların vücutlarını ve beyin yapılarını zorlayabilmektedir. Nitekim, pek çok kadın adet öncesi dönemde gerginlik ve sıkıntı hissinden şikayet etmektedir. Benzer şekilde doğum sonrası ve menapoz sonrası dönemlerde depresyon riski artmaktadır.

Depresyonun etkili olarak tedavi edilememesi durumunda halsizlik ve isteksizlik nedeniyle işgücü kayıpları, dalgınlık ve dikkat toplamadaki güçlükler nedeniyle kazalar, gerginlik ve tahammülsüzlük nedeniyle ilişkilerde sorunlar yaşanmaktadır. Depresyonun en önemli olumsuz sonuçları alkol- uyuşturucu madde kullanımı ve intihar ile ölümlerdir.

Depresyonun etkili tedavisi antidepresan olarak bilinen ilaçlar, elektrokonvulzif tedavi ve psikoterapilerle yapılmaktadır. Antidepresan ilaçların özellikle ağır depresyonlarda etkili olduğu bilinmektedir. Elektroşok tedavisi olarak bilinen elektrokonvulzif tedavi ise çok ağır ve ölüm risk içok yüksek olan hastalarda tercih edilen, hayat kurtarıcı bir tedavidir. Psikoterapiler, hafif veya orta şiddetteki depresyonlarda tercih edilmektedir. Hafif ve orta şiddetteki depresyonların tedavisinde ilaç yerine psikoterapilerin seçilmesi durumunda depresyonun tekrarlaması önlenebilmektedir. Depresyon tedavisinde kabul gören psikoterapiler ise bilişsel davranışçı terapi ve kişiler arası ilişkiler terapisidir. Depresyon tedavisinde hipnoz, homeopati veya akupunktur gibi yöntemlerin yeri yoktur; aksine hastanın tedavisiz kalması sonucunda kötüye gitmesine bile yol açabilir.

Depresyon ne yazık ki tekrarlayan bir rahatsızlıktır. Özellikle ağır depresyonlar, genç yaşta başlayan depresyonlar ve soyaçekimin olduğu depresyonlar daha zor tedavi edilmekte ve tedavi sonrasında tekrarlamaktadır. Depresyonların tedavisinde psikoterapilerin kullanılması tekrarlama riskini azaltmaktadır. Bunun nedeni psikoterapiler ile hastaya sorunlarını tanıma ve sorunlarıyla başa çıkma yöntemlerinin öğretilmesidir.


5 years, 9 months ago Posted in: Hizmetler 0
Cinsel Terapiler

Cinsel bilgilendirme ile başlayan cinsel terapilerde amaç, danışanların zihnindeki kalıpları ve alışılmış davranış şekillerini olumlu yönde değiştirmektir. Cinsel terapiler danışanların partnerleri ile birlikte katıldıkları aktif bir tedavi şeklidir. Cinsel terapilerde terapistin eğitim ve yeterliliğine göre başarı şansı % 100′lere ulaşmaktadır.


5 years, 9 months ago Posted in: Hizmetler 0
Anksiyete bozukluğu

Endişe veya kaygı olarak tanımlanan anksiyete günlük hayatın bir parçasıdır. Kaygı insanın hayatta kalması ve başarılı olması için gereklidir. Ancak kaygı, yüksek düzeylere ulaşırsa kişinin başarısını etkileyecek, hatta hiç bir şey yapamaz hale getirecektir. Örneğin bir öğrenci yaklaşan sınavı için bir sıkıntı duymuyorsa ders çalışmayacaktır. Ders çalışmayan bu öğrencinin başarısı düşecektir. Buna karşılık sınav için bir miktar kaygı duyan öğrenci ders çalışmak için gereken sorumluluğu hissedecektir. Ders çalışan bu öğrencinin başarısı, hissettiği bir miktar kaygı ve sorumluluk sayesinde daha yüksek olacaktır. Eğer öğrenci yaklaşan sınav ile ilgili aşırı kaygılanırsa ders çalışamaz hale gelecek ve eli ayağına dolanacaktır. Aşırı kaygılı olan bu öğrencinin ders başarısı düşecektir.

Kaygının aşırı boyutlara ulaştığı ve kişinin iş yapamaz hale geldiği durumlarda sıkıntı çok büyüktür. Bu tür durumlar psikiyatride anksiyete bozukluğu olarak ele alınır. Başlıca kaygı bozuklukları:

  • Panik atakları- panik bozukluğu
  • Yaygın anksiyete bozukluğu- yaygın endişe
  • Sosyal fobi- sosyal anksiyete
  • Obsesif kompulsif bozukluk- takıntı, saplantı, zorlantı bozukluğu
  • Travma sonrası stres bozukluğu

Tüm bu rahatsızlıklarda kişinin düşünce şeklinin değişmesi gereklidir. Kişinin düşünceleri değişmeden yapılacak ilaç veya benzeri müdahaleler geçici rahatlama sağlayacaktır. bu rahatsızlıklarda düşünce değişikliğini sağlayan ve etkisi kanıtlanmış tek tedavi yöntemi bilişsel davranışçı terapilerdir.